| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 217 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » TASAVVUF »

TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08.11.08, 17:37   #1
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1172
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Rabıta (Ali Ramazan Dinç Hocaefendi)

"Rabıta dersin en önemli bölümüdür!"

Rabıtasız ders olmaz. Rabıtasız dersi, bir mahalle camiinin imamı da tarif eder. Mürşid-i Kamil, muazzam bir nur olarak tasavvur edilir. Arş-ı Âzam olan kalb-i saadetlerinin altına kalp, bu dünyanın genişliğinde bir kap şeklinde düşünülerek konur. Sâlik, "Ya Rabb! Füyuzât-ı İlâhîni, üstazımın gönlünden, benim kalbime lutfet." diyerek, en az on-on beş dakika kadar tefekkür eder.

Allah’ın feyzinin, rahmetinin, bereketinin, lütuf ve inayetinin, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kalb-i saadetlerine, oradan da yarım hilal şeklinde tasavvur edilen mânevî halkanın en sonunda oturan Mürşid-i Kâmil’in kalbine aktığını farz ederek, gönlünü İlâhî çeşmeye açar sâlik. Esad-ı Erbili (k.s.), kişinin kalp arsasına feyzin gelebilmesi için gerekli şartları şu şekilde sıralar:
-“Dînî emirlere sıkı sıkıya bağlılık.
-Dünyanın gereksiz süsüne değer vermemek.
-Kalbi isyanla kararan münkirlerin inkarından uzaklaşmak."

Rabıtadan Gaye

Mürşidin sûretini hatırlamaktan maksat, Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’nün ahlakıyla ahlaklanmaktır. Üsve anlamında, hareketi bir başkasınca taklit edilen kimse manasına gelen rabıta, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve Allah (c.c.)’ımızın muhabbetinde yok olmaktır. Rabıta hâlinde bir mürid, Esad-ı Erbili (k.s.)’nin sadrından yukarısını yeşil bir nur hâlinde görünce Pîr Efendimiz: "Bu hâl fenâ fir’-Rasûl (Rasûlullah’ın aşkında yok olma) hâlidir." buyururlar.

Ğaybet

Kendisini, su üstünde saman çöpü veya ağaç yaprağı gibi, seccade üzerinde kaybolmuş bir vaziyette bilmektir ğayb hâli. Bir derviş rabıta yaparken, ğaybet hâli zuhur edince, Şah-ı Nakşbend (k.s.): "Bize rabıtayı bırak, yedi kat semayı yok bilerek gönlünü, Arş-ı Azam’a aç." der. Bu kelamla o dervişin, fenâ fi’llah (Allah’ın muhabbetine kavuşma) saadetine erişeceğini müjdeler. Cenâb-ı Hakk’ın Musa (a.s.)’ya konuştuğu gibi: "Ey Rabbine itaat edip huzura eren nefis! Hem hoşnut edici, (O’na teslim olup, O’nu görüyormuş gibi ibadet eden, ihsan sahibi bir mü’min olarak) hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına gir. Ve (Şeytanın hilesine aldanmayan, ihlaslı, samimi kullarım arasına girerek) Cennetime gir." (Fecr: 27-30) Cemalime ve Zâtıma er hitabının muhatabı olmaya başlar. Hakk’dan gayri her şeyi bırakır. Ömrünü hebâdan, ilmini riyadan, nefsini ve ehlini ateşten, dilini gıybetten, namusunu haramdan korur.

Rabıtanın Lügat ve Istılâhi Anlamı

Kelime anlamı alaka kurmak demektir. Istılahi anlamı ise; gönlü, Allah ve Rasûlü (s.a.v.)’ne teslim edecek olan Mürşid-i Kâmil’in kalbinin altına koyup, nurun doğduğu iki kaşı arasına gözleri dikmektir. Bütün tefsircilere göre: "Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleyin, Allah’dan gereğince korkun ki kurtuluşa eresiniz." (Al-i İmran: 200) ayetinde belirtilen "râbitû", rabıta edin, nöbet tutun kelimesi, memlekete düşmanın girmemesi için sınır boylarında karakol bekleme anlamına geldiği gibi, içte de nefis ve şeytan’ın hilesine karşı, mürşid-i kamile yapılacak rabıtayla, Mevlâ’nın hıfz ü himayesine, korumasına girmektir.

Esad-ı Erbili (k.s.) : "İki kesek bir taşa bela." buyurur. Nefis ve şeytanı, çamurun kurumuş hâli olan keseğe, taşı da akla benzetir. Akıl bazan unutabilir, yanılır, gaflete düşer ama mürşid-i kamilin ruhaniyeti, "Gözüm uyur fakat kalbim uyumaz." hadisi gereğince, her an uyanık olacağı için, sığınıldığında biiznillah-i Teâlâ imdada koşar.
Mevlana (k.s.) (ö. 672/1273): "Bir çoban, elinde sopasıyla, kuzuyu kapacak olan kurtla, ejderhayı uzaklaştırır." misaliyle bize şu dersi verir: Kurt şeytan, ejderha nefis, çoban da akıldır. İmanın temsil ettiği kuzuyu yemek için, kurtla ejderha fırsat kollar. Kurt ve ejderha, elinde sopasıyla bekleyen çobandan ve onun asasından korkarak yaklaşamazlar. Akla benzetilen çoban, gaflete düşebilir. Mürşid-i Kamil ise Allah’ın izni ile, rûhaniyetiyle evladını, her an hazır asker gibi bekler. Hâce Ubeydullah Ahrar (k.s.) (ö. 893/1487), mürşid-i kamille, cismen birlikte bulunulamazsa, rûhen ve kalben ruhaniyetiyle beraber bulunulmasının gerekliliğini şu ayet-i celileyle izah eder. "Ey iman edenler! Allah’dan korkun (razı olmayacağı şeyleri yapmaktan sakınınız, razı olacağı amellere sarılınız) ve doğrularla (imanlarında, ahitlerinde, niyetinde, sözünde, fiilinde ve her hususta düzgün olan kimselerle) beraber olun." (Tevbe: 119)

"Ey inananlar! Allah’dan korkun, O’na yaklaşmaya yol arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz." (Maide: 35) ayetinde belirtilen vesilelerin en büyüğünden biri de rabıtadır. Habibullah (s.a.v.), Allah’ın nurundan halk olunduğu için, O’nun yoluna davet eder insanları. Kamil mü’minler de Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in nurundan halk olunduklarından, Efendimiz (s.a.v.)’in ve Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine eriştirmek için tâbilerine rabıtayı tavsiye ederler. Ebû’d-Derdâ (r.a.)’dan rivayetle Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Davud’un duasındandır; O şöyle derdi: "Allahım! Senin sevgini, beni sevgine ulaştıracak ameli Senden diliyorum. Allahım! Sevgini kendi nefsimden daha sevimli kıl! Malımdan, çoluk çocuğum ve soğuk sudan bile daha sevimli kıl!" (Tirmizi)
"Onlar öyle topluluktur ki, onlarla oturan şaki olmaz (Rahmetten mahrum kalmaz).” (Buhari, Daavat) "İnsanların bazıları zikrullahın anahtarıdır. Görüldüklerinde Allah’ı hatırlatır." (Suyûti, el-Camiu’s-Sağir, I, 377) "Kişi sevdikleriyle beraberdir." (Buhari, Müslim) "Mü’min mü’minin aynasıdır." (Ebu Davud, Edeb) "Kişi dostunun dini üzeredir (huyu üzeredir). O halde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin." (Tirmizi, Zühd, 45) Hadis-i şerif’leri ve daha sayamayacağımız kadar çok ayet ve hadisler rabıtanın meşruluğunu ve ehemmiyetini bildirir. Allah’ın muhabbetinin dışında gönlünde, hiçbir şey kalmayan ârif-i billah, "De ki, işte benim yolum, (iman ve ihlas)’dır; basiret üzere (ihlas ve samimiyetle, Allah’ın rızasını gözeterek) Allah’a davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar beraberiz." (Yusuf: 108) emr-i celilesine mazhariyetle, rabıta-i mürşid vasıtasıyla kulları Hakk’a davet eder.

Rabıta Şekilleri
a-Rabıta-yı Mevt
b-Rabıta-yı Mürşid
c-Rabıta-yı Huzur

a-Rabıta-yı Mevt
Yabani ot ve yaramaz maddeler, ölüm düşüncesiyle atılır; kalp, tefekkür-ü mevtle verimli bir hâle gelir.

b-Rabıta-yı Mürşid
Ölüm düşüncesiyle, günahlardan duyulan nedametle yumuşayan gönül, mürşid-i kamilin arş-ı âzam olan kalbinin altına konarak rabıtaya geçilir. Bu sayede Allah’ın feyzi kana kana içilir. Rabıta güneşi ve zikrullah ateşiyle yanan, iğne gibi batan ve kuvvetle çarpan kalp ile, fena ahlak mikropları yok olur ve güzel ahlak elde edilir.
Yola devam eden âşıkın, sâlikin, rabıtayla Hakk’ın feyzini, mürşid-i kamilin gönlünden içmesi, barajlardan gelen ceryanın, trafo vasıtasıyla evlere taşınması gibidir. Süt emen yavrunun, yağ ve bal gibi yemekleri yeme hâline gelinceye kadar, anasından süt emmesi, kafesteki kuşun kanatlanıp uçuncaya kadar, anasının getirdiği yiyeceklerle büyümesi gibi değerlendirilmelidir rabıta.

c-Rabıta-yı Huzur
Yedi kat semayı yok bilip, arş-ı âzamdan Allah’ın feyzini alma hâline gelinceye kadar rabıta yapar salik. Sadırda bulunan letaifleri (kalp, ruh, sır, hafi, ahfa) zikredip, nefis, zikr-i kül, zikr-i sultani ve nefy ü isbat dersini de tamamlarsa talip, rabıtayı terk ederek, kalbini arş-ı âzama açarak, murakabe (Ayet-i Celîle’lerle, Allah’ın her an kendisini gözetlediğini tefekkür etme) dersine geçer. Rabıtayı huzur da budur. "Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir." (Hadid: 4)
Hâlik-ı Lemyezel, isimlerinden bir isimle tecelli ettiği semavat ve arz, hayat ve ölüm, karada yaşayan hayvanat ve suyun altındaki mahlukat hakkında; tefekkür edip, düşünüp akletmiyor musunuz, buyurur Kitab-ı Kerîm’inde. Rabbimize kavuşmak için, bütün isimlerinin tecellisine mazhar olan mürşid-i kamilin ruhaniyetini, nur şeklinde düşünerek, kalbi Allah’ın zikrine, Mevla’nın aşkına yönlendirmek daha önemlidir.

Bir fidanın gelişmesi için yapılan her türlü bakım, -toprağı, gübresi, sulanması, ilaçlanıp budanması-; istiğfar, tevhit, salat ü selam, ölüm tefekkürü ve zikre benzer. Rabıta ise güneşe benzer. Güneş olmayınca, diğer işlemlerin hiçbir anlamı kalmaz. İlla güneşten gıdalanmak gerekir. Bahçelerimizde, güneş görmeyen meyveler küçük, tatsız ama güneşten istifade eden elmalar; sulu, tatlı, kırmızı ve büyük olur.

Esad-ı Erbili (k.s.): "Bedenle yapılan taatlerle, rûhî taatler arasındaki fark, trenle karıncanın yürüyüşü gibi dir." buyurur. Rabıta, rûhî bir taat olduğu için, saliki çabuk terakki ettirir, manen yükseltir. Sami Ramazanoğlu (k.s.) da: "Rabıta; dersin rükn-i âzamıdır, yarısından fazla olması gerekir. Yoksa şeytan, nefis, Allah’ın muhabbetine, Habib’inin aşkına bir adım dahi ileri attırmaz." buyurur.

Rabıtasını, dersinde yerine getiren salik, diğer vakitlerde de, namaz sonlarında da tekrarlarsa, vücudu zikre geçerek hayvaniyetten kurtulur. "Allah, iman edenlerin velisidir, yardımcısıdır. Onları karanlıklardan (küfür, sapıklık, cahillik, ahlaksızlık, fasıklık, bile bile hataya düşme, nefsinin arzusuna uyma, nankörlükten), aydınlığa çıkarır (ruhlarına terbiye, gönüllerine huzur bahşeder)." (Bakara: 257) "İşte size Allah’tan bir nur [Her türlü sapıklıktan kurtaran Peygamber (s.a.v.)] ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. Allah o kitapla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları, izniyle karanlıklardan aydınlığa (cehâlet, küfür ve şaşkınlık zulmetlerinden tevhidin yakîn nuruna) çıkarır." (Maide: 15-16)


"Rabıta Manevi Gıdamız!"

Nefis ve şeytanın, insanı kahretmek için ilk meşgul olduğu yer sadır’dır. "O sinsi vesvesecinin şerrinden (insanların Rabbine sığınırım), o ki, insanların göğüslerine vesvese verir durur. Gerek cinlerden, gerekse insanlardan olsun." (Nas: 4-6)
İbn-i Sina (ö. 428/1037): “Nefsin ilk ilgilendiği, sine ve gönüldür. Gönlü istila ettikten sonra, kalp aracılığı ile diğer azalara yayılarak onları ifsat eder.” der. İmam Gazali (rh.a) (ö. 505/1111), kalbi bir kuyuya; el, ayak, göz, kulak v.s.’yi o kuyuya akan su arkına benzetir. Arktan gelen sular pis olursa, kuyu necasetle dolar. Temiz, berrak sular akarsa bal olur. İşte bu sebeple mürşid-i kamiller; kalbi, nefis ve şeytanın tasallutundan kurtarmak için zikir telkininde bulunurlar.
İmam Gazali (rh.a), "Dikkat ediniz, (halk) yaratma da, emir de O’nundur." (Araf: 54) ayetinde geçen “Halk” (yaratma) kelimesini; su, hava, ateş, toprak ve nefisten ibaret olan bu beden olarak (âlemi halk); emir kelimesini de, "âlemi emir" olarak anlar. Kişi sadırda bulunan kalp, ruh, sır, hafî ve ahfa’yı zikirle ihya ederek, "Onları, Allah, karanlıklardan aydınlığa çıkarır." (Bakara: 257) Kelâm-ı İlâhî’si doğrultusunda; küfürden, nifaktan, şehevi ve hayvani duygulardan, şek ve şüpheden, tereddütsüz imana, İslam ve ihsana (Allah’ı görür gibi taat yapmaya) kavuşturur.

Sol memenin altında bulunan, nuru sarı, Adem (a.s)’in kademi, ayağı altında olan kalp; zikirle, bilhassa rabıta ile, Hakk’ın feyzini mürşid-i kamilin arş-ı âzam olan gönlünden içerek yanar, batar ve şiddetle vurmaya başlar, tarif olunmaz bir zevk hasıl olursa; mükafatını bizzat Rabbimizin ihsan buyurduğu, dil hareket etmeden yapılan, Sıddık-ı Âzam’a öğretilen kalp zikri talim edilir ehlince. Sağ memenin altında, kırmızı renkte nuru olan Nuh (a.s.)’ın kademi altında yeralan ruh bulunur. Kalbin üzerinde, nuru beyaz olan, Musa (a.s.)’nın kademi altında bulunan yerde sır; ruhun üst kısmında, nuru siyah, İsa (a.s.)’nın kademi altında hafi; döşün tam ortasında yerini alan, nuru yeşil olan, Cenab-ı Muhammed Mustafa (s.a.v)’nın kademi saadetlerinin altında ise ahfa bulunur. Bu merkezlerde kalpdeki gibi haller olur, bu merkezler zikre başlarsa o vakit, "Onların sadırlarında, içlerinde kin namına (hasetlik ve her türlü ahlaki rezalet) ne varsa hepsini söküp atmışızdır." (Araf: 43) buyrulan cennet ehlinin halleriyle hallenir derviş. Şeytan ve nefsin istilasından sadır ülkesi kurtulur biiznillahi teala. Hükmü altında bulundurduğu sadır ülkesini kaybeden, alnın ortasında yerini alan nefis de, ister istemez teslim olur. Manen, kılıç elinde gelen mürşid-i kamilin katletmesiyle kötülüğünü atan nefis, Allah’ı zikirle durulmaya başlar. "Gerçek kurtuluş bulmuştur onu (nefsi) temizlikle parlatan." (Şems: 9)

Emir aleminin zikrinden sonra, halk alemi (su, hava, ateş ve toprak) diye belirtilen beden de zikr ile nura kavuşmaya başlar. Vücudun her zerresi de zikrullaha geçerek, zikr-i küll olur beden. Çam kozalağı gibi düşünülen vücut; ânî, tepeden tırnağa nura boyanarak zikr-i sultani olur. Nurdan yaratılan ruhla, kötülüğün menbaı olan nefis, zikir sayesinde birbiriyle anlaşır ve bedende sulh temin edilir. Zaten tasavvufun anlamı da budur.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür edenler:
Alemdâr-ı İslâm (08.11.08)
Alt 29.11.08, 20:13   #2
İn'ikas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1503
Üyelik tarihi : 29-11-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,020
Teşekkürleri: 333
548 mesajına 926 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 İn'ikas is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 28.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

ölüm tefekkürü iyi olanın rabıtası da kuvvetli olur(a.r.d.)
__________________
“Rabbiğfirli”

View İn'ikas'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için İn'ikas kullanıcısına teşekkür edenler:
واويلا (29.11.08)
Alt 29.11.08, 20:53   #3
Kenzü-l irfan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Akıncı
Üye No : 1460
Üyelik tarihi : 25-11-2008
Mesleği : İlme talip... (Talebe)
Nereden : mânen yahyalı...
Konuları : 19
Mesajlar : 210
Teşekkürleri: 43
80 mesajına 112 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 Kenzü-l irfan is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 13.08.09
Durumu : Status: Offline

Standart

"Güzel ahlak dinin yarısıdır."
güzel ahlak ise rabıta ile elde edilir...
Rabbim rabıta ile yeşeren filizlerden eylesin...
__________________
Güneş olmayınca masûlü, gölge
Oldurmaz dediler; çok geç anladım
Yağsa âb-ı rahmet kapalı kabı
Doldurmaz dediler; çok geç anladım...
View Kenzü-l irfan'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
ali, dinç, hocaefendi, rabıta, ramazan

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:58 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.