|
| Konular: 50,314 | Mesajlar: 311,934 | Üyeler: 10,668 | Online: 218 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| TASAVVUF Tasavvuf, Allah ile Olan Muamelenin Saflığıdır. Bunun Aslı da Dünyadan Yüz Çevirmedir... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 1503
Üyelik tarihi : 29-11-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,020
Teşekkürleri: 333
548 mesajına 926 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 28.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Kutub; en büyük velî, her zaman âlemde Allâh’ın nazar kıldığı tek kişi. Kutub, bir tarîkatın en büyüğü, âlemde Allâh’ın irâdesini temsil eden evliyâullâh’ın, rütbe ve derece bakımından en yüksek olanı, Allâh adına kâinatta tasarruf eden velî… Kısacası kutub, Hâtemü’l-enbiyâ, Resûl-i kibriyâ Efendimizin (s.a.v.) vârisidir; “vâris-i resûl”. Kutub âlemin ruhu, âlem de onun bedeni gibidir. Her şey kutbun çevresinde ve onun sayesinde hareket eder, her şeyi o idare eder. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zâhir ve bâtınana tamamiyle ve kemaliyle vâris olan kutba kutbu’l-aktâb (kutubların kutbu), kutbu’l-irşâd (rehber/kılavuz kutub)veya kutbu’l-ekber (en büyük kutub) denir. Her üç tabir de insanları-cinleri irşad ve onların hidâyete ermelerine kılavuzluk etmekle vazifeli velî kişi (Allâh dostu) manasınadır. Bu velînin yeryüzünden Arş’a kadar her şeyde tasarrufu vardır.(1) Kutbun yanında (sağ ve solunda) bulunan iki zâta “İmâmân (iki imamlar)”(2) , bunların mânevî meclisine “Dîvân-ı Sâlihîn (salihler meclisi)”, bu velîler topluluğuna “ricâlullah (Allâh adamları)” veya “ricâlü’l-gayb (gayb erenler)”(3) denilir. Kutub, bu meclisin başında yer alır. Her hafta uygun görülen bir gecede “Dîvan-ı Sâlihîn” kurulur. Eğer dîvanı Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) teşrîf ederse, meclisin reisi O’dur. Teşrîf etmezlerse, vâris-i resûl olan zât yani kutub bu meclise başkanlık eder… Ve ahvâl-i âleme (dünyanın durumuna) ait kararlar alınır, hükümler verilir. Meydana gelen hâdiselerin/olayların çoğu burada alınan hükümlere/kararlara bağlıdır. İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Fârûkî Serhendî (k.s.) hazretleri, yazdıkları bir mektupta, bu mevzuda bizlere şu bilgileri vermektedir(4): «Kutb-i irşâd ile alâkalı mârifeti, Mebde’ ve Maad Risâlesi'nin 'ifade ve istifâde' (faydalı olma ve faydalanma) bâbında yazmıştım. Lâkin onun, bu makamla münâsebeti olduğu ve burada da anlatılması faydalı olacağı için, bu mektupta da yer vermek münasip oldu. Binâenaleyh dikkat etmeli, ehemmiyetle üzerinde durmalıdır. «Kemâlât-ı ferdiyeyi câmi bulunan (yani ilim, amel, ihlâs, hakîkat, mârifet ve güzel ahlâk bakımından ferdî bütün olgunluklara sahip olan) Kutb-i irşâd, cidden azîzü’l-vücuddur, pek muhterem bir zattır. “… Bu cevherin (çok kıymetli ve muhterem zâtın) misli-benzeri, uzun zamanlar ve birçok asırlardan sonra zuhûr eder, ortaya çıkar. Onun nûrunun zuhûru, zulmanî âlemi (karanlıklar içerisindeki âlemi) tenvîr eder, aydınlatır. Hidâyetinin nûru ve irşâdı bütün âleme şâmildir, hepsini kuşatır. Muhît-i Arş’tan merkez-i ferşe kadar (Arş-ı a’lâ’dan yeryüzünün merkezine kadar) kime rüşd, hidâyet, îman ve mârifet hâsıl olursa, ancak onun tarîkıyla/kanalıyla hâsıl olur, bunlar ondan alınır. Bu devlet, onun tavassutu/aracılığı olmaksızın, kimseye müyesser olmaz, kolay elde edilemez. Onun nûru, bütün âlemi bahr-i muhît (büyük bir okyanus) gibi ihâta etmiş, kuşatmıştır. Ve bu deryâ, sanki donmuş gibidir, aslâ hareket etmez. «Bir tâlip ona ihlâsla teveccüh eder/yönelir, veya o bir tâlibe teveccühte bulunursa; teveccüh vaktinde, tâlibin kalbine sanki bir pencere açılır. Ve bu yolla bu deryâdan, teveccühü ve ihlâsı kadar, kana kana istifade eder. «Kezâ, kim Allâh’ı zikre teveccüh eder (yönelir); ve fakat, –asla inkâr ettiği için değil de bilmediği için– o kutba teveccüh etmezse, bu istifade ona da hâsıl olur. Lâkin, ona teveccüh etmesi sûretinde daha ziyade olur. Ama kim onu inkâr eder veya o kutub ondan rahatsız olursa, Allâh’ı zikirle meşgul olsa bile, rüşd ve hidâyetin hakîkatinden mahrum olur. Bu inkâr ve eziyeti, feyz yoluna set olur… Bu Kutb-i azîmüşşân (şânı çok yüce olan kutub); ona faydalı olmamaya, onun faydalanmasına mâni olmaya ve zararına niyet etmemiş olsa dahi, onda hidâyetin hakîkati yoktur… Belki onda, irşâdın sadece sûreti vardır. Mânâdan boş olan sûretin ise, faydası azdır. Bu kutba ihlâsla muhabbeti onlarlar, Allâh’ı zikirden ve anlatılan teveccühten boş olsalar bile, sadece bu samîmi muhabbetleri vâsıtasiyle, onlara rüşd ve hidâyet nûru ulaşır… «Şiir meali: “Kulak verenlere defalarca seslendim, anlattım / Zekî olanlara bu kadarı yeter; bununla iktifâ ediyorum.» *** Yazıya, yüce kutbun hususiyetlerinden birini anlatan bir kıssa ile nihayet vermek istiyorum. Nakşî yolu müceddidîn kolunun 5’inci halkası Ebû Yezîd-i Tayfûri’l-Bestâmî kuddise sırruh (H. 188/M. 803–H. 261/M. 874) devrinde, âbit-zâhit, ârif-fâzıl, keramet ve keşif sahibi pekçok veli yaşıyordu. Bununla beraber “asrın kutbu” ümmî bir demirciydi. Bunu bilen Bâyezid hazretleri onu ziyarete gitti. Demirci her zamanki gibi örsün başında demir dövüyordu. Bâyezid hazretleri selâm verdi. Demirci selâmını büyük bir sevinçle aldı, ellerine sarıldı ve ondan dua istedi. Bâyezid hazretleri tebessüm ederek: - Asıl ben sizin duanıza muhtacım. Ellerinizden öpeyim de siz bana dua buyurun, dedi. - Ben kim, sizin gibi bir âlime dua kim, diye cevap verdi demirci şakınlıkla… Hem ben size dua etsem de benim içimdeki dert hafiflemeyecek. - Sizin derdiniz nedir? Söylerseniz belki bir çare bulunur. Demirci hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Göz Yaşları arasında: - Yarın kıyamet gününde insanların hâli ne olacak? Sürekli bunu düşünmekten, buna yanmaktan kendimi alamıyorum, dedi. Bu sözleri duyunca Bâyezid-i Bestami hazretleri de ağlamaya başladı. O anda hâtıftan bir ses duydu: “Ey Bâyezid! Bu demirci ‘nefsim!’ diyenlerden değil, ‘ümmetim!’ diyenlerdendir” deniliyordu. Böylece Kutubluk makamının niçin böyle bir zata verildiğini anlamış oluyordu. - Ey kardeşim, dedi, insanlar azap çekerse bundan sana ne? - Ey üstâz! Cehennemliklerin bütün azabını bana verseler ve onları bağışlasalar ben derdimden kurtulur, saadete ererim. *** Evet bu gibi zatlar, “ümmetim, ümmetim!..” diyen iki cihan serveri Efendimiz (s.a.v.) gibi insanlığın hidayetine kilitlenmiş er kişilerdir. Onlar Sevgili Peygamberimizin zâhir ve bâtınına hakkıyla ve kemâliyle vâristirler. Mevlam şefaatlerinden mahrum bırakmasın. DİPNOTLAR (1) Tehânevi, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılât-ı Fünûn, Hind, 1862, İst., 1318, 2, 1268; İbn Arabi, Füsûs, 39; Kâşâni, Abdurrezzak, Istılâhâtu’s-Sûfiyye, Kahire, 1981. (2) Tasavvuf ıstılahında “imâmân” denilen bu iki zattan biri kutbun sağında, diğeri solunda bulunur. Sağdaki melekût, soldaki mülk âlemine bakar. Soldakinin rütbesi daha yüksek olduğu için, kutbun halifesi de odur. (Kâşânî, Abdurrezzak, a.g.e.) (3) Ricâlullah, Ricâlü’l-gayb: Recül kelime olarak adam, merd ve kişi manasınadır. Tasavvuf dilinde ise, ister erkek ister kadın olsun, Hakk’ın dostluğunu kazanmış, ruhen yücelmiş kâmil ve faziletli kişi demektir. Bu manada kadın veliler de bu tabirin içinde yer alırlar. Ricâlullah, Ricâlü’l-gayb; ehlullah, evliyaullah, Allâh adamları, Hak erenler, gayb erenler anlamındadır. (Mu’cemü’s-Sûfiyye, Beyrut, 1981; Bursevi, İsmail Hakkı, Faslu’l-Hitâb, 399, 346) (4) el-Mektûbat, İmâm-ı Rabbâni, İstanbul, 1963, 1, 260.
__________________
“Rabbiğfirli” |
|
|
| Bu mesaj için İn'ikas kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | el-Kevserî (27.12.08), zülal (27.12.08) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1172
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
İpek Hocamızın "Gayb Erenleri " isimli kitabını tavsiye ederim... İbn-i Arabi'den nakillerle konuya ben de paylaşım yapacağım izniniz olursa...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
|
|
#3 | |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 1503
Üyelik tarihi : 29-11-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,020
Teşekkürleri: 333
548 mesajına 926 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 28.08.10
Durumu : Status: Offline
|
Alıntı:
__________________
“Rabbiğfirli” |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1172
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Ebubekir b. Muhammed'e göre rica'ül gayb aşağıdan yukarıya; nükaba, nüceba, ebdal, ahyar, umud ve gavs şeklinde sıralanır... İbn-i Arabi'de ise bu sıralama şöyledir; mustafun, nükaba, ahyar , nüceba, ebdal, evtad, imamen, ve kutup şeklinde sıralanmıştır... Büyük peygamberlerin yerine onlardan "Bedel" sayılan bu kişiler "Allahın yeryüzünde kendilerine musahhar kıldığı" 1 kimseler olarak değerlendirilmiştir. "Rabbinin ordularını onlardan başka kimse bilemez"2 ayeti de rica'ül gayba işarettir...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1172
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Gayb erenleri herkes tarafından tanınmayan kimselerdir. Özelliklerinden bir tanesi kimseyi kötü görmezler... Halk arasında bilinen üçler, yediler, kırklar gayb erenleri için kullanılan tabirlerdendir... Gavs yanındaki iki kutub ile üçleri oluşturur... Tasavvufta en büyük gavs anlamında Gavsü'l Azam tabiri Abdülkadir Geylani Efendimiz için kullanılır...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1172
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Rica'ül Gayb anlayışının temelini Tirmizi tarafından nakledilen şu hadis-i şerif oluşturmaktadır; "Benim ümmetim içinde İbrahim(as) tabiatı üzere 40, Musa(as) tabiatı üzere 7, İsa(as) tabiatı üzere 3, Muhammed Mustafa tabiatı üzere 1 kişi bulunur.Bunlar derecelerine göre halkın efendisi sayılırlar."Bu konularda en aşırı ve sert yorum yapan İbn Teymiyye bile hadislerin bir kısmını,özellikle "ebdal" hadisini, Ahmed b.Hanbel'in Müsned isimli eserinde yer almasından dolayı reddetememiştir...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
![]() |
| Etiket |
| kutbi, kutbülaktab, kutub, tasavvufta, İrşâd |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|