|
| Konular: 50,316 | Mesajlar: 311,939 | Üyeler: 10,668 | Online: 221 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline
|
KUR'AN MEALİ OKUYAN HİKMETE ULAŞIR Kur'anı Kerim:"Oku!" emriyle başlıyor ve "Yaratan Rabbının adıyla (Hakkın rızası ve halkın yararı amacıyla) oku!.." "Ki O, kalemle yazmayı (ilmi ve İslami gerçekleri kayıt altına alıp, bunları okuyup anlamayı) öğreten (Allah)dır" (Alak:1-4) ayetleri bize; okumayı, yazmayı ve okuyup yazdıklarımızı anlayıp yaşamayı emir buyurmaktadır. "Allahtan utanarak ve kötülüklerden sakınarak, (istikamet yoluna koyulduğumuz ve halis bir niyetle Kuran okuduğumuz takdirde bize; doğruyu yanlıştan, Hakkı batıldan, mümini münafıktan ayırma şuuru ve feraset nuru, yani) "Furkan" verileceği duyrulmaktadır. "Ve Kur'anı okumak (anlamak ve uygulamakla) emrolundum." (Neml:92) "İnkarcılar (ve mümin kılıklı münafıklar) dediler ki: "Bu Kur'anı (okuyup) dinlemeyin ve (okunup açıklandığında) onun üzerine yaygara edin (ve insanları Kur'anla ilgilenmekten vazgeçirin. Başka kitap ve yayınlara yöneltin)" (Fussilet:26) Gibi ayetler, şeytanların ve şerli ocakların, her yola başvurarak, bizleri Kur'an meali okumaktan ve ilahi mesajları anlamaktan geri koyacaklarına işaret olunmaktadır. Sürekli Kur'an meali okuyan ve Kur'an-ı Kerim'le konuşan kadın Abdullah ibni Mübarek anlatıyor; Bir gün hacca gidiyordum, Irak ve Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selam verdim. Selamımı Yasin Suresi'nin 58. ayetini okuyarak aldı: "-Çok esirgeyen Rabb'dan, onlara sözlü "selam"!" "-Buralarda ne yapıyorsun?" diye sordum. A'raf Suresi'nin 186. ayetini okudu: "- Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur. Ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakır" Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiği soruma; İsra suresi'nin 1. ayetiyle karşılık verdi: "-Bir gece kulunu Mescid-i Haramdan alıp Mescid-i Aksaya (Kudus'e) götüren Allah'ı tesbih ederim" Anladım ki, geçtiğimiz hac mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs'e gidiyor. "-Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?" dedim. Meryem Suresi'nin 10. ayetini okudu: "-Tam üç gece (yani üç gün insanlarla konuşmamandır)" Yiyecek verme teklifinde bulundum. Bakara Suresi'nin 187. ayetini okudu: "-Orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın" "-iyi de Ramazan da değiliz?" dedim. Bakara Suresi'nin 158. ayetini okuyarak cevap verdi: "-Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir." "-Yolculukta oruç açılabilir" dedim. Bakara Suresi'nin 184. ayetini okudu: "-Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır." "-Niye benim gibi konuşmadığını?" sordum. Kaf Suresi'nin 18. ayetini okudu: "-Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun" "-Kimlerdensin?"diye sordum. İsra Suresi'nin 36. ayetiyle cevap verdi: "-Bu konuda kesin bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de kalp de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur." "-Hata ettim, hakkını helal et" dedim Yusuf Suresi'nin 92. ayetini okudu: "-Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın." Deveme bindirip, kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. Bakara Suresi'nin 215. ayetiyle mukabele etti: "-Hayır adına ne işlerseniz, Allah onu bilir (ve karşılığını verir)." Devemi yanına getirdim, binecekken, Nur Suresi'nin 30 ayetini okudu: "-Mümin erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar" Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. Şura Suresi'nin 30. ayetini okudu: "-Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir." "-Sabret, deveyi bağlayayım!" dedim. Enbiya Suresi'nin 79. ayetini okudu: "-Bu hususta Süleyman'ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık" Ve devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti. Deveye bindi ve Zuhruf Suresi'nin 13. -14. ayetlerini okudu: "-Bunu (bineklerimizi) bize baş eğdiren Allah'ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!" "-Haydi!" diye deveyi hızlandırdım. Lokman Suresi'nin 19. ayetini okudu: "-Yürüyüşünde (ve davranışlarında)vakur ol ve sesini yükseltme. seslerin en çirkini eşeğin sesidir!" Yürürken şiir okumaya başladım. Müzemmil Suresi'nin 20. ayetini okudu: "-Kur'an' dan kolayınıza geleni okuyun!" "-Şiir okumak haram değil ki !" dedim. Bakara Suresi'nin 269. ayetini okudu: "-Bu hususu ancak idrak ve basiret sahipleri düşünür, anlar!" Derken, kafilesine ulaştık ve "Kafile içerisinde kimsen var mı?" dedim. Kehf Suresi'nin 46. ayetini okudu: "-Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür!" Anladım ki, evladı var. İsimlerini sordum. Nisa Suresi'nin 125, 164 ve Meryem Suresi'nin 12. ayetlerini okudu: "-Allah, İbrahim'i dost edindi; Allah, Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitaba kuvvetle tutun!" "-Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!" diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç "-Buyur!" diye çıkageldi. Kehf Suresi'nin 19. ayetini okudu: "-Onlara para verip, bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helal ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!" Yiyecek gelince, bana Hakka Suresi'nin 24. ayetini okudu : "Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!" Çocuklara: "-Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!" dedim. Çocuklar: "-Annemiz, ağzından Cenab-ı Allah'ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla tam 40 yıldır böyle sadece Kur'an'la konuşur." Çokça Kur'an Meali okuyanların hikmetli sözleri: · Gizli, kirli ve karanlık köşelerde değil, büyük şeytanlar; ABD, AB ve İsrail yönetiminde, küçük şeytanlar ise kendi içimizde ve nefsi dürtümüzde aranmalıdır. · En azından, insanların utandığı ve kötülüklerini onlardan sakladığı kadar Allah'tan utanmayan; ve yine en azından, kanunlardan ve cezalardan sakındığı kadar Kuran'i kurallara uyup uhrevi hesap ve azabı ciddiye almayan kimselerin, iman iddiası sadece laftadır. · İslam düşmanlarını dost tutup, Allah ve Kuran davası güdenler, aynen insan suretli şeytanlardır. Onun gibi çok bilgiç, çok ibadet etmiş, çok hizmet vermiş şarlatanlardır. · Kendilerini Kuran'a ve Resulüllaha uyduranlar, bu maksatla devamlı ve dikkatle Kur'an meali ve hadisi şerif okuyanlar, hidayet ve hakikate ulaşır. Ama kendi kuruntularına kılıf yapmak ve İslam'ı nefsi çıkarlarına uydurmak için ara sıra meallere ve tefsirlere bakanların ise, hidayetleri kararır, ferasetleri körlenip kapanır, zulme ve kötülüğe karşı dirayetleri azalıp şehvet ve şöhret hırsları azgınlaşır. · Acelenin meyvesi yanlışlık, tembelliğin meyvesi pişmanlıktır. · Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır. · Açık kalpli, mert düşman; içten pazarlıklı münafık dosttan daha az zararlıdır. · Adalet için en büyük talihsizlik; düzenin ve devleti idare edenlerin zalim ve hain olmasıdır. · Sahtekâr ve ahmak adam, her lafın başında yemin etmeye kalkışır. · Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan ve hatalarını tekrarlamayandır. · Akıllının dili kalbindedir, ahmağın dili ise ağzındadır. · Alçak gönüllülük, ilimin meyvesi İslamiyet'in hediyesi sayılmalıdır. · Arkadaşın hayırlısı, sana doğru yolda destek, yanlışta köstek olandır. · Asıl yetimler, anadan ve babadan yoksun olanlar değil, akıldan ve anlayıştan mahrum bulunanlardır. · Az yemek sağlıktır, çok yemek sığırlıktır; sürekli karnını ve karıları düşünmek, manevi sağırlıktır. · Azla yetinen kimse zengin sayılır. · Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı davransın. · Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır. · Başa kakmak suretiyle iyiliğini boşa çıkaranlar bayağı insanlardır. · Yerine getiremeyeceğin ve beceremeyeceğin bir iş için söz vermek, kolaycılık ve kaypaklıktır. · Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar ayıp ve aşağılıktır. · Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayal ve kuruntularına umutlanır. · Bilgin ve mü'min kişinin rütbesi rütbelerin en üstünüdür. Çünkü Bilgin ölse de yaşar; cahil ise yaşarken de ölü makamındadır. · Bilgisiz kişiyi bir işte, bir düşüncede; ya pek ileri gitmiş görürsün, ya da pek geri kalmıştır. İfrat ve tefrit arasında ve sürekli aşırılık durumundadır. · Bilgiyi ehli olmayana veren, o bilgiye haksızlık yapmıştır. · Yüz kaleden ve bin kapıdan içeri girebilmen değil, küçücük bir gönülden içeri girebilmen kahramanlıktır. · Bir gerçeği savunurken, ona önce kendiniz inanmalısınız, böylece başkasını inandırmak kolaylaşır. · Bir insana, başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakaret ve haksızlıktır. · Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yoldan biri mutlaka yanlıştır. · Borçların çokluğu, doğru adamı yalancı, onurlu adamı palavracı yapacaktır. · Can gözü kör olunca, baş gözünün bir yararı dokunmayacaktır. · Cimri, her zaman aşağılıktır, kıskanç olan her zaman işkence altındadır. · Cömertlik, istemeden önce vermektir. İstendikten sonra vermek utançtandır ve sevabı azalır. · Çok şakacı insan ciddiye alınmayacak ve saygınlığı bulunmayacaktır. · Dil, aklın tercümanı, vicdanın avukatı, insanın ayarıdır. · Dili tatlı olanın arkadaşı ve yandaşı çoğalacaktır. · Dost, senin olmadığın yerde dostluk şartını yerine getiren ve seni savunup sahiplenen insandır. · Hadisi şerifte burulduğu gibi: Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olacaktır; düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olacaktır. Dostunun düşmanını, kendine dost seçmek ahmaklıktır. · Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama çok ucuz olduğu için alıcısı çıkmamaktadır. · Edep, aklın aynasıdır. Kin ve düşmanlık, kalbi karıştırır ve katılaştırır. · Düşünce (zikir ve tefekkür) akılların cilasıdır. Düşünce ve prensiplerini kendi hayatlarında da uygulayan kimselerin bilgi ışıklarıyla aydınlanınız. Düşünün, sonra konuşun, yanılmalardan kurtulacaksınız. · Eğer ararsak kendimize kolayca düşman bulabiliriz, ama ne kadar uğraşsak ta dost bulmak zordur. Öyleyse dostların kıymetini bilmek, akılılıktır. Garip, dostu olmayanlardır. Ve gerçek dost zor zamanda yanında bulunandır. · Eğlence ve zevke kapılan, akıldan kaybeder. En akıllı insan, öğütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandır. · Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır. · İnsanların en acizi, insanlardan kardeş edinemeyenlerdir. Bundan daha acizi de kardeş edindikten sonra onu yitirendir. Dostunu ucuza harcayan ahmaktır. · Öfke, en tehlikeli ateştir. Onu bastıran, yangını söndürür; bunu yapamayan ise, yaktığı ateşin içinde kendisi de yanacaktır. · Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser bırakınız. Ölüm ahiretin kapısıdır. Ölümü unutmayan, güzel şeylere yapışır. Ölüm sonsuzluğa doğmaktır. · Sana cefa edeni utandırman için hoşça geçinmeye çalışmalıdır. Seni yalnız iyi günlerinde arayan, düşkün günlerinde senden kaçacaktır. Seni, sende bulunmayan özellikler ve değerler icat ederek koltuklayan, bir gün gelir yapmadığın suçları da üstüne yığarak seni çekiştirmeye kalkacaktır. · Sırlarını ona buna açıyorsan, başına gelecek sıkıntılara hazır olmalıdır. · Bir soruya verilen cevap çoğalınca, doğru gizli kalacaktır. Söylemediğin sözün hakimi, söylediğin sözün mahkumusun. Söz ilaçtır, azı yaşatır, çoğu ölüme yol açacaktır. Sözün güzelliği, kısalığındadır. Susmak, ağırbaşlılığı arttırır. · Şeref ve soyluluk, yüksek özellik ve niteliklerden gelir, ataların çürümüş kemiklerinden değil. Terbiyesizlikle kendisini düşüreni, soydan gelme asalet yükseltemez. · Uygunsuz yerlere giren ve zalim çevrelerde görünen, kendini töhmete kaptırır. · Üç sınıf Allah sevgisinden uzak tutulmuştur: zalimler, onlara yardakçılık edenler ve zulmü hoş karşılayanlardır. · Yakınlarına yardımı bırakan, düşmanlarına yardım etmiş sayılır. · Yükseklik taslamak alçaltır, alçak gönüllülük yükseltip şerefini artırır. · Zaman uzayıverse, sonu gecikse bile; sabreden mutlaka zafere ulaşır. · Zulme uğrayanları ve zayıfları ziyaret etmek iman ve insanlıktır. Zulme ve kötülüğe karşı çıkmayanlar ise, daha büyük belaya uğrayacaktır. Kibrit ve çakmakla oynayan çocuk, yangın çıkarır. Porno seyreden genç, komşu kızına saldırır. Lağımla uğraşan, mutlaka üzerine pislik sıçratır.. |
|
|
| Bu mesaj için alirıza kullanıcısına teşekkür edenler: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Üye
Üye No : 3261
Üyelik tarihi : 18-03-2009
Nereden : Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat
Konuları : 6
Mesajlar : 14
Teşekkürleri: 5
6 mesajına 13 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 28.08.09
Durumu : Status: Offline
|
“bu ümmetin ihtiyacı meal mi? İlmihal mi? s a Aex kardeşim, Kısa yoldan Kur'ân ile haşır neşir olmak az zamanda Kur'ân dan çok ayet bilmek gibi hevesleri iyi niyetli gayretler olarak hoş görsek te hakikatte bu tür meal okumaları bizi farklı istikametlere çekmektedir. Okuduğunuz meal Kur'ân’ın bizzat kendisi değil bilakis tercüme eden zatın Kur'ân dan anladığıdır. Arapça lafız özellik ve zevkini zaten bir mealde görmek imkânsızdır. (S.Kutup Tefsiri Fizilalin Arapçasını Edebi zevkle okuduğunuz halde Türkçeye baktığınızda bu zevkten mahrum kalıyorsunuz.) Günümüzden 100-200 sene evveline baktığımızda ümmetin meal yerine tefsire önem verdiğini görmemiz konuya açıklık getirir sanırım. İtikadi zemini sağlam olmayan, hadis bilgisi olmayan fıkıh bilgisi olmayan tefsir bilgisi olmayan bir gencin sadece Türkçe olduğu için ulaşabildiği bu tarz mealler demin dediğim gibi tercüme edenin -ne kadar iyi niyetle yapılmış olursa olsun- kendi fikriyatının izahıdır. Zaten ilmi bir kesbiyeti olmayan gencimiz de bu meali Kur'ân olarak kabul edecek ve o tercümanın fikriyatı Kur’ân a dönüşecek. Asıl tehlike buradadır. Dolayısıyla biz burada şu soruyu sormalıyız; “bu ümmetin ihtiyacı meal mi? İlmihal mi? Bu ümmet bir problemi olduğunda müftü ve hoca efendilere gider ve sorununu anlatır ve derdine çare bulurdu. Direk Kur’ân’a başvurmazdı. Ya da Kur’ân da var mı? Sanki İslam sadece Kur’ân dan ibaretmiş gibi, hadis-i şerifler gibi tuhaf sorular sormazdı. "evvel yoğ idi iş bu rivayet yeni çıktı" derya ziya paşa iş bu kavilden. Ümmetin zihnindeki âlim imajı televizyonlarda zedelendi, gerekli gereksiz her mesele tartışılarak çürütüldü maalesef. Sonunda da nasıl olsa en muteber kaynaklarda da zayıf hadisler var o zaman haydi Kur’ân’ a deyip zaten neye nasıl inanacağını bilmeyen ümmet o meal yazarları ve kuran merkezli söylemcilerin Kur'ân dan anladıklarına inanamaya mecbur ediliyor. İlla meal okuyacaksak o zaman Ebubekir Sifil hocanın Rihle'nin 4. Sayısında yazdığı “Muradullah mı? Meal yazarının Kanaati mi?” Başlıklı makalesinin sonunda yer verdiği şu tavsiyeleri dikkate alarak meal okuyalım. 1-Meal okumadan önce Ehl-i sünnet itikadını sağlam kaynaklardan eksiksiz öğrenmelidir. 2-Meal yazarının Ehl-i sünnet olmasına ve meal yazacak kudret ve birikime sahip olmasına dikkat edilmelidir. 3-Okuduğu şeyin Allah c c Kelamı değil meal yazarının Allah cc kelamından anladığı şey olduğunu her zaman hatırında tutmalıdır. 4-Okuduğu şeyin Kur'ân'ın lâfzî özelliklerini yansıtmadığını mana özelliklerini ise kısmen yansıttığını bilmelidir. 5-Meal okumalarından elde ettiği bilginin Kur'ân'ın sadece yüzeysel olarak muhtevasını yansıttığını ve mutlaka geniş çaplı muteber bir tefsiri ciddi bir biçimde mütalaa etmesi gerektiğini bilmelidir. |
|
|
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Üye
Üye No : 3261
Üyelik tarihi : 18-03-2009
Nereden : Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat
Konuları : 6
Mesajlar : 14
Teşekkürleri: 5
6 mesajına 13 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 28.08.09
Durumu : Status: Offline
|
“bu ümmetin ihtiyacı meal mi? İlmihal mi? s a Alirıza kardeşim, Kısa yoldan Kur'ân ile haşır neşir olmak az zamanda Kur'ân dan çok ayet bilmek gibi hevesleri iyi niyetli gayretler olarak hoş görsek te hakikatte bu tür meal okumaları bizi farklı istikametlere çekmektedir. Okuduğunuz meal Kur'ân’ın bizzat kendisi değil bilakis tercüme eden zatın Kur'ân dan anladığıdır. Arapça lafız özellik ve zevkini zaten bir mealde görmek imkânsızdır. (S.Kutup Tefsiri Fizilalin Arapçasını Edebi zevkle okuduğunuz halde Türkçeye baktığınızda bu zevkten mahrum kalıyorsunuz.) Günümüzden 100-200 sene evveline baktığımızda ümmetin meal yerine tefsire önem verdiğini görmemiz konuya açıklık getirir sanırım. İtikadi zemini sağlam olmayan, hadis bilgisi olmayan fıkıh bilgisi olmayan tefsir bilgisi olmayan bir gencin sadece Türkçe olduğu için ulaşabildiği bu tarz mealler demin dediğim gibi tercüme edenin -ne kadar iyi niyetle yapılmış olursa olsun- kendi fikriyatının izahıdır. Zaten ilmi bir kesbiyeti olmayan gencimiz de bu meali Kur'ân olarak kabul edecek ve o tercümanın fikriyatı Kur’ân a dönüşecek. Asıl tehlike buradadır. Dolayısıyla biz burada şu soruyu sormalıyız; “bu ümmetin ihtiyacı meal mi? İlmihal mi? Bu ümmet bir problemi olduğunda müftü ve hoca efendilere gider ve sorununu anlatır ve derdine çare bulurdu. Direk Kur’ân’a başvurmazdı. Ya da Kur’ân da var mı? Sanki İslam sadece Kur’ân dan ibaretmiş gibi, hadis-i şerifler gibi tuhaf sorular sormazdı. "evvel yoğ idi iş bu rivayet yeni çıktı" derya ziya paşa iş bu kavilden. Ümmetin zihnindeki âlim imajı televizyonlarda zedelendi, gerekli gereksiz her mesele tartışılarak çürütüldü maalesef. Sonunda da nasıl olsa en muteber kaynaklarda da zayıf hadisler var o zaman haydi Kur’ân’ a deyip zaten neye nasıl inanacağını bilmeyen ümmet o meal yazarları ve kuran merkezli söylemcilerin Kur'ân dan anladıklarına inanamaya mecbur ediliyor. İlla meal okuyacaksak o zaman Ebubekir Sifil hocanın Rihle'nin 4. Sayısında yazdığı “Muradullah mı? Meal yazarının Kanaati mi?” Başlıklı makalesinin sonunda yer verdiği şu tavsiyeleri dikkate alarak meal okuyalım. 1-Meal okumadan önce Ehl-i sünnet itikadını sağlam kaynaklardan eksiksiz öğrenmelidir. 2-Meal yazarının Ehl-i sünnet olmasına ve meal yazacak kudret ve birikime sahip olmasına dikkat edilmelidir. 3-Okuduğu şeyin Allah c c Kelamı değil meal yazarının Allah cc kelamından anladığı şey olduğunu her zaman hatırında tutmalıdır. 4-Okuduğu şeyin Kur'ân'ın lâfzî özelliklerini yansıtmadığını mana özelliklerini ise kısmen yansıttığını bilmelidir. 5-Meal okumalarından elde ettiği bilginin Kur'ân'ın sadece yüzeysel olarak muhtevasını yansıttığını ve mutlaka geniş çaplı muteber bir tefsiri ciddi bir biçimde mütalaa etmesi gerektiğini bilmelidir. |
|
|
|
|
#4 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline
|
Kıymetli Kardeşim: Elbette ve kesinlikle, hiçbir meal ve tercüme, asla ve kat'a, Kur'an yerine konulamayacaktır. Bunların Kur'an diye okunması, ibadet dili yapılması, içtihatlara esas alınması, bunlardan fetva çıkarılması söz konusu olamayacaktır. Gerçekte hiçbir metnin, ait olduğu bir dilden başka bir dile birebir ve eksiksiz aktarılması imkânsız bir şeydir. Hele bizzat Allah tarafından gönderilen ve her cümlesi, her kelimesi, hatta harfi özenle tertip edilmiş edebî mucize olan Kur'an-ı Kerim, değil Arapçadan başka bir dile, Arapça içinde dahi, eşanlamlı olduğu düşünülen başka kelimelerle aynı güzellikte ifade edilememektedir. Şu hâlde meal: Kur'an'ın tüm derinliği, güzelliği ve edebî üstünlüğüyle başka bir dile aktarılması demek değildir. Meal, olsa olsa, Kur'an ayetlerinin; orijinal metnin içerdiği edebi güzelliklerin ve hikmetlerin birçoğundan feragat edilerek, bir başka dilde en az mana kaybıyla ifade edilmesi ve ilahi mesajdan istifadeye yönelinmesidir. Arap dilinin incelikleri ve bu dilde sıklıkla kullanılan edebi sanatlar dikkate alınmadan ve ek açıklamalarla takviye edilmeden hazırlanan bir Türkçe mealin, Türk dilini konuşan insanlar tarafından yadırganması ve aslında birer edebî şaheser olan ifadelerin, mütercimin yetersizliğinden dolayı birbirinden kopuk, tuhaf ve anlamsız ibarelere dönüşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Büyük bir gayret ve ustalık gösterilerek özgün metne en yakın, en isabetli meal verilse bile, ayetlerin indiği ortam ve nüzul sebepleri bilinmeden, Kur'an'ın büyük kısmının doğru ve eksiksiz anlaşılması yine de mümkün değildir" tespitleri elbette yerindedir. Ancak Arapça bilmeyen mü'min okuyuculara hem Kur'an'ı anlama noktasında ihtiyaç duyabileceği temel bilgileri vermek ve hem de ona zevkle, severek okuyabileceği özlü bir meal/tefsir sunmak amacıyla gayret göstermek mutlaka gereklidir ve dini-ilmi bir vecibedir. |
|
|
![]() |
| Etiket |
| hikmete, kuran, meali, okuyan, ulaşır |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|